Karar belgesi

Kararı cihazınıza indirin

Kararın özetini ve tam metnini ERGÜR Hukuk Ofisi kurumsal belge formatında indirebilirsiniz.

Yüksek Yargı Kararı

Anlaşmalı boşanmada iştirak nafakası istenmemesi sonradan talep edilmesine engel değildir

Uyuşmazlık, anlaşmalı boşanma sırasında müşterek çocuk için iştirak nafakası istenmemiş olmasına rağmen sonradan nafaka talep edilip edilemeyeceğine ilişkindir. İlk derece mahkemesi, boşanma kararının kesinleşmesinden kısa süre sonra dava açılmasını dürüstlük kuralına aykırı bularak davayı reddetmiştir. Yargıtay, iştirak nafakasının çocuk adına istenen ve her an yenilenen nitelikte bir borç olduğunu, boşanma davasın…

Mahkeme Yüksek Yargı Kararı
ERGÜR AI karar özeti

Kararın Özeti

Uyuşmazlık, anlaşmalı boşanma sırasında müşterek çocuk için iştirak nafakası istenmemiş olmasına rağmen sonradan nafaka talep edilip edilemeyeceğine ilişkindir. İlk derece mahkemesi, boşanma kararının kesinleşmesinden kısa süre sonra dava açılmasını dürüstlük kuralına aykırı bularak davayı reddetmiştir. Yargıtay, iştirak nafakasının çocuk adına istenen ve her an yenilenen nitelikte bir borç olduğunu, boşanma davasın…

Kararın yayımlanan metni

Tam Karar Metni

Kararın Özeti

Uyuşmazlık, anlaşmalı boşanma sırasında müşterek çocuk için iştirak nafakası istenmemiş olmasına rağmen sonradan nafaka talep edilip edilemeyeceğine ilişkindir. İlk derece mahkemesi, boşanma kararının kesinleşmesinden kısa süre sonra dava açılmasını dürüstlük kuralına aykırı bularak davayı reddetmiştir. Yargıtay, iştirak nafakasının çocuk adına istenen ve her an yenilenen nitelikte bir borç olduğunu, boşanma davasında nafaka talep edilmemesinin sonradan talepte bulunmaya engel olmayacağını belirtmiştir. Tarafların sosyal ve ekonomik durumları, çocuğun yaşı, ihtiyaçları ve hakkaniyet ilkesi gözetilerek uygun miktarda iştirak nafakasına hükmedilmesi gerekirken davanın reddedilmesi doğru bulunmamış ve hüküm bozulmuştur.

Karar Bilgileri

Kararın Tam Metni

YARGITAY 3. HUKUK DAİRESİ
Tarih: 25.12.2017 Esas: 2017/16997 Karar: 2017/18176
Anlaşmalı Boşanma Davasında İştirak Nafakası İstenmemiş
Olması Sonradan İstenmesine Engel Oluşturmaz.
Özet:
Davacı, anlaşmalı boşanma davasından sonra iştirak nafakası talebinde bulunmuştur. Boşanma
davasında iştirak nafakası istenmemesi sonradan istenmesine engel değildir. Çünkü, bu nafaka
velayet hakkı verilen davacı anne tarafından çocuk adına istenmekte ve nafaka borcu bu nedenle
her an yenilenen borçlardan olduğundan yeniden doğmaktadır. Davacı anne yukarıdaki
açıklamalar ışığında her zaman müşterek çocuk için iştirak nafakası talebinde bulunabilir.
Tarafların sosyal ve ekonomik durumları, müşterek çocuğun yaşı, ihtiyaçları ve hakkaniyet ilkesi de
gözetilmek suretiyle müşterek çocuk için uygun bir miktarda iştirak nafakasına hükmedilmesi
gerekirken, yazılı gerekçelerle davanın reddine karar verilmesi isabetsizdir.
Taraflar arasındaki iştirak nafakası davasının mahkemece yapılan yargılaması sonucunda,
davanın reddine yönelik olarak verilen hükmün, süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz
edilmesi üzerine; temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra, dosya içerisindeki kağıtlar
okunup gereği düşünüldü:
Y A R G I T A Y K A R A R I
Davacı, davalı ile 2015 yılında boşandıklarını, müşterek çocukları 2013 doğumlu ....'nın velayetinin
kendisine verildiğini, boşanma neticesinde müşterek çocuk için nafakaya hükmedilmediğini, ancak
küçüğün barınma, beslenme gibi ihtiyaçlarının olduğunu ileri sürerek, küçük ....için aylık 300, 00 TL
nafakaya hükmedilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı, davacı ile anlaşmalı olarak boşandıklarını, anlaşmaları üzerine müşterek çocuğun
velayetinin davacı anneye verildiğini, birbirlerinden nafaka, maddi manevi tazminat ve mehir
istemeyeceklerine dair beyanda bulunduklarını, ekonomik durumunun nafaka ödemeye yeterli
olmadığını, asgari ücret ile çalıştığını savunarak, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, boşanma kararının 11.01.2016 da kesinleştiği, kararın kesinleşmesini müteakip 4721
sayılı TMK'nun 2. maddesine aykırı olarak henüz 1 ay yeni dolmuşken eldeki davanın 22.02.2016
tarihinde açıldığı, bu şekli ile bu davanın 4721 sayılı TMK'nun 166/3 ve 2. maddelerine, yani
dürüstlük kuralına aykırı olduğu gerekçe gösterilerek davanın reddine karar verilmiş; hüküm, davacı
vekili tarafından temyiz edilmiştir.
1- Dava; anlaşmalı boşanma sonrasında açılan iştirak nafakası istemine ilişkindir.
TMK'nın 182/2 maddesinde; velayetin kullanılması kendisine verilmeyen eşin, çocuğun bakım ve
eğitim giderlerine gücü oranında katılmak zorunda olduğu hükme bağlanmıştır.
Velayet kendisine tevdi edilmeyen taraf, ekonomik imkanları ölçüsünde müşterek çocuğun
giderlerine katılmakla yükümlüdür. Diğer taraftan, iştirak nafakası belirlenirken ana ve babanın
ekonomik durumları göz önünde tutulmakla birlikte velayet hakkı kendisine tevdi olunmuş tarafın
bu görev nedeniyle emeğinin ve yüklendiği sorumlulukların karşılığı olan harcamaların da dikkate
alınması zorunludur.
Tarafların nafakaya ilişkin yaptıkları anlaşma hukuki niteliği itibariyle MK. hükümlerinden
kaynaklanmakta ise de; genel sözleşme hükümlerine tabiidir. Böylece, kanunun emredici nitelikte

kamu düzeni ve genel ahlaka aykırı saymadığı hususlarda taraflar serbest iradeleri ile sözleşme
yapabileceklerdir. (BK. 19 md.) (TBK. 26 md.)
Ancak, TMK. 330/1.md. göre; nafaka miktarı çocuğun ihtiyaçları ile ana ve babanın hayat koşulları
ve ödeme güçleri dikkate alınarak belirlenir. Nafaka miktarının belirlenmesinde çocuğun gelirleri de
göz önünde bulundurulur.
Yine, aynı kanunun 331. md. göre; durumun değişmesi halinde, hakim, istem üzerine nafaka
miktarını yeniden belirler ve nafakayı kaldırır.
Yukarıda sözü edilen yasal düzenlemelere göre; nafakanın kaldırılması veya yeniden belirlenmesi
için tarafların mali durumlarının değişmesi veya hakkaniyetin bunu gerektirmesi gerekir.
Bu nedenle; nafaka, tarafların yaptıkları sözleşmeye dayansa bile artırılabilir veya indirilebilir.
Ayrıca, BK.19 (TBK 26) ve 20. (TBK 27.) maddelerine aykırı bulunmayan karşılıklı sözleşmelerde,
edimler arasındaki denge umulmadık gelişmeler yüzünden bozulacak olursa, güven sorumluluğu
ve ivazsız iktisabın korunmazlığı ilkesi (TMK 2) gereğince sözleşme koşulları değişen maddi
koşullara uyarlanır. Buna göre, sözleşenlerin eğer gelişmeleri baştan kestirebilselerdi, sözleşmeyi
bambaşka koşullarla kurmuş olacakları söylenebiliyorsa, ayrıca beklenmeyen gelişme yüzünden
sözleşmeye baştan kararlaştırılmış koşullarla olduğu gibi katlanmak taraflardan biri için özveri
sınırının aşılması anlamına geliyorsa, nihayet yasal ve sözleşmesel risk dağılımı çerçevesinde
taraflardan sözleşmeye baştan kararlaştırmış koşullarla bağlı kalmaları beklenmiyorsa,
sözleşmeye hakimin müdahalesi gündeme gelir. O nedenle, işlem temelinin çökmesi veya tarafların
mali durumlarının değişmesi irat şeklinde ödenmesine karar verilen nafakanın kaldırılmasını veya
yeniden belirlenmesini gerektirebilir.
Dairemizin istikrar kazanmış içtihatları bu doğrultudadır. (Yargıtay 3. H. D. 06.10.2008 tarih ve
2008/11801 E.-2008/16060 K.)
Yukarıdaki açıklamalar ışığında somut olaya bakıldığında ise; tarafların 16.12.2015 tarihinde
anlaşmalı olarak boşandıkları, boşanma kararının 11.01.2016 tarihinde kesinleştiği, boşanma
neticesinde müşterek çocuk 2013 doğumlu ... için iştirak nafakasına hükmedilmediği, eldeki bu
dava ile davacı annenin müşterek çocuğun barınma, beslenme gibi giderleri bulunduğunu belirterek
müşterek çocuk için aylık 300 TL iştirak nafakası talebinde bulunduğu tartışmasızdır.
Boşanma davasında iştirak nafakası istenmemesi sonradan istenmesine engel değildir. Çünkü, bu
nafaka velayet hakkı verilen davacı anne tarafından çocuk adına istenmekte ve nafaka borcu bu
nedenle her an yenilenen borçlardan olduğundan yeniden doğmaktadır.
Nitekim, iştirak nafakasında nafaka doğmadan bu nafakadan feragat mümkün değildir.
Mahkemece her ne kadar, boşanma kararının 11.01.2016'da kesinleştiği, kararın kesinleşmesini
müteakip 4721 sayılı TMK'nun 2. maddesine aykırı olarak henüz 1 ay yeni dolmuşken eldeki
davanın 22.02.2016 tarihinde açıldığı, bu şekli ile bu davanın 4721 sayılı TMK'nun 166/3 ve 2.
maddelerine, yani dürüstlük kuralına aykırı olduğu gerekçe gösterilerek davanın reddine karar
verilmiş ise de, davacı anne yukarıdaki açıklamalar ışığında her zaman müşterek çocuk için iştirak
nafakası talebinde bulunabileceğinden, tarafların sosyal ve ekonomik durumları, müşterek çocuğun
yaşı, ihtiyaçları ve TMK'nun 4. maddesindeki hakkaniyet ilkesi de gözetilmek suretiyle müşterek
çocuk için uygun bir miktarda iştirak nafakasına hükmedilmesi gerekirken, davanın reddine karar
verilmesi doğru görülmemiştir.
SONUÇ: Yukarıda birinci bentte açıklanan nedenlerle hükmün HUMK'nun 428. maddesi gereğince
davacı yararına BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine,
6100 sayılı HMK'nun geçici madde 3 atfıyla 1086 sayılı HUMK'nun 440. maddesi gereğince karar
düzeltme yolu kapalı olmak üzere, 25.12.2017 gününde oybirliğiyle karar verildi.


Bu içerik ERGÜR AI Legal Collector tarafından resmî karar metni esas alınarak hazırlanmıştır.