YARGITAY 1. HUKUK DAİRESİ

Tarih: 17.04.2019 Esas: 2016/8282 Karar: 2019/2706

Muris Muvazaası Hukuksal Nedenine Dayalı Tapu İptali Ve Tescil – Tenkis

Özet:

Asıl ve birleştirilen davalar, muris muvazaası hukuksal nedenine dayalı tapu iptali ve tescil olmadığı takdirde tenkis istemine ilişkindir. Sözleşme tarafların gerçek iradelerine uymadığından, gizli bağış sözleşmesi de Türk Medeni Kanunun 706., Türk Borçlar Kanunun 237. (Borçlar Kanunun 213.) ve Tapu Kanunun 26. maddelerinde öngörülen şekil koşullarından yoksun bulunduğundan, saklı pay sahibi olsun veya olmasın miras hakkı çiğnenen tüm mirasçılar dava açarak resmi sözleşmenin muvazaa nedeni ile geçersizliğinin tespitini ve buna dayanılarak oluşturulan tapu kaydının iptalini isteyebilirler. Muvazaa iddiasına dayalı davalarda mirasbırakanın kastının açık bir şekilde saptanması gerekmektedir. Bu kapsamda HMK 190. madde ve TMK 6. madde gereğince herkes iddiasını ispatla mükelleftir. 

MAHKEMESİ :ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ

DAVA TÜRÜ : TAPU İPTALİ VE TESCİL – TENKİS

Taraflar arasında birleştirilerek görülen tapu iptali ve tescil, tenkis davası sonunda, yerel mahkemece davanın kabulüne ilişkin olarak verilen karar asıl ve birleştirilen davada davalılar tarafından yasal süre içerisinde temyiz edilmiş olmakla dosya incelendi, Tetkik Hakimi …’ün raporu okundu, açıklamaları dinlendi, gereği görüşülüp düşünüldü;

-KARAR-

Asıl ve birleştirilen davalar, muris muvazaası hukuksal nedenine dayalı tapu iptali ve tescil olmadığı takdirde tenkis istemine ilişkindir.

Davacılar, mirasbırakan …’nın … parsel sayılı taşınmazdaki 12 nolu bağımsız bölümdeki payını davalı …’ye satış suretiyle temlik ettiğini, işlemin mirasçıdan mal kaçırma amaçlı ve muvazaalı olduğunu ileri sürerek tapu kaydının iptali ile miras payları oranında adlarına tescilini olmadığı takdirde tenkisini istemişler, aşamada davacı … davasından feragat etmiş, davacı …, birleştirilen davası ile mirasbırakanın … ada … parseldeki 4 nolu bağımsız bölümdeki payını 1/2’şer oranında davalılar … ile …’ye, … ada … parseldeki 1 nolu bağımsız bölümdeki payını davalı …’ye satış suretiyle temlik ettiğini ileri sürerek tapu kayıtlarının iptali ile miras payı oranında adına tescilini olmadığı takdirde tenkise karar verilmesini istemiş, aşamada … ada … parseldeki 4 nolu bağımsız bölümün üçüncü kişiye devredilmesi nedeniyle HMK m. 125 uyarınca bedelin davalılardan tahsilini istemiştir.

Asıl ve birleştirilen davada davalılar, satışın gerçek olduğunu belirterek davanın reddini savunmuşlardır.

Mahkemece, davacı … tarafından davalı … aleyhine açılan davanın feragat nedeniyle reddine, … ada … parseldeki 4 nolu bağımsız bölümün dava tarihinden önce dava dışı şirkete devri nedeniyle davanın pasif husumet yokluğundan reddine, diğer taşınmazlar yönünden temlikin mirasçıdan mal kaçırma amaçlı ve muvazaalı olduğu gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.

Dosya içeriği ve toplanan delillerden; 1923 doğumlu mirasbırakan …’nın 01.01.2011 tarihinde ölümü ile geride mirasçı olarak ilk eşi …’den olma çocukları asıl ve birleştirilen davanın davacısı …, asıl davanın davacısı …, ikinci eşi …’dan olma çocukları asıl ve birleştirilen davanın davalısı … ile asıl davanın davalısı …’yi bıraktığı, mirasbırakanın … 2. Noterliği’nin 06.01.2010 tarihli vekaletnamesi ile davalı …’nin eşi olan dava dışı …’yi vekil tayin ettiği, vekilin anılan vekaletnameyi kullanarak asıl dava konusu … parseldeki 12 nolu bağımsız bölümdeki ¼ payı davalı …’ye, birleştirilen dava konusu … ada … parseldeki 1 nolu bağımsız bölümdeki ¼ payı davalı …’ye, birleştirilen dava konusu …. ada … parseldeki 4 nolu bağımsız bölümdeki ¼ payı eşit olarak davalılar … ile …’ye satış suretiyle temlik ettiği, … ile …’nin … ada … parselde kayıtlı 4 nolu bağımsız bölümdeki paylarını, birleştirilen dava tarihinden (13.04.2012) önce 01.04.2011 tarihinde dava dışı … ve …’ye, … ve …’nin de 29.11.2011 tarihinde dava dışı … Dış Ticaret Limited Şirketine devrettiği, anlaşılmaktadır.

Bilindiği üzere; uygulamada ve öğretide “muris muvazaası” olarak tanımlanan muvazaa, niteliği itibariyle nisbi (mevsuf-vasıflı) muvazaa türüdür. Söz konusu muvazaada miras bırakan gerçekten sözleşme yapmak ve tapulu taşınmazını devretmek istemektedir. Ancak mirasçısını miras hakkından yoksun bırakmak için esas amacını gizleyerek, gerçekte bağışlamak istediği tapulu taşınmazını, tapuda yaptığı resmi sözleşmede iradesini satış veya ölünceye kadar bakma sözleşmesi doğrultusunda açıklamak suretiyle devretmektedir.

Bu durumda, yerleşmiş Yargıtay içtihatlarında ve 01.04.1974 tarih 1/2 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında açıklandığı üzere görünürdeki sözleşme tarafların gerçek iradelerine uymadığından, gizli bağış sözleşmesi de Türk Medeni Kanunun 706., Türk Borçlar Kanunun 237. (Borçlar Kanunun 213.) ve Tapu Kanunun 26. maddelerinde öngörülen şekil koşullarından yoksun bulunduğundan, saklı pay sahibi olsun veya olmasın miras hakkı çiğnenen tüm mirasçılar dava açarak resmi sözleşmenin muvazaa nedeni ile geçersizliğinin tespitini ve buna dayanılarak oluşturulan tapu kaydının iptalini isteyebilirler.

Belirtmek gerekir ki; bu tür uyuşmazlıkların sağlıklı, adil ve doğru bir çözüme ulaştırılabilmesi, davalıya yapılan temlikin gerçek yönünün diğer bir söyleyişle miras bırakanın asıl irade ve amacının duraksamaya yer bırakmayacak biçimde ortaya çıkarılmasına bağlıdır. Bir iç sorun olan ve gizlenen gerçek irade ve amacın tespiti ve aydınlığa kavuşturulması genellikle zor olduğundan bu yöndeki delillerin eksiksiz toplanılması yanında birlikte ve doğru şekilde değerlendirilmesi de büyük önem taşımaktadır. Bunun için de ülke ve yörenin gelenek ve görenekleri, toplumsal eğilimleri, olayların olağan akışı, mirasbırakanın sözleşmeyi yapmakta haklı ve makul bir nedeninin bulunup bulunmadığı, davalı yanın alım gücünün olup olmadığı, satış bedeli ile sözleşme tarihindeki gerçek değer arasındaki fark, taraflar ile mirasbırakan arasındaki beşeri ilişki gibi olgulardan yararlanılmasında zorunluluk vardır.

Öte yandan, muvazaa iddiasına dayalı davalarda mirasbırakanın kastının açık bir şekilde saptanması gerekmektedir. Bu kapsamda HMK 190. madde ve TMK 6. madde gereğince herkes iddiasını ispatla mükelleftir.

Somut olaya gelince, mirasbırakanın özel hastanelerde birçok kez tedavi gördüğü, sağlık harcamalarının hastalığı boyunca yanında olan davalı kızı … ile yurtdışında yaşayan davalı kızı … tarafından karşılandığı, mirasbırakanın bu harcamalara karşılık taşınmazlardaki paylarını devrettiği, mirasbırakanın başka taşınmazlarının da bulunduğu; her ne kadar taşınmazların akitteki bedeli ile gerçek değeri arasında fark bulunsa da anılan hususun tek başına muvazaanın kanıtı sayılamayacağı, kaldı ki, davacılar muris muvazaası iddiasında bulunmuşlar ise de iddiasını ispatla mükellef olan davacıların verilen kesin süreye rağmen tanık bildirmedikleri, iddialarını ispata yarar delil sunamadıkları anlaşılmaktadır.

Somut olgular yukarıdaki ilkeler ile birlikte değerlendirildiğinde, temlikin mal kaçırma amaçlı olmadığı, başka bir anlatımla muvazaalı olmayıp gerçek satış olduğu sonucuna ulaşılmaktadır.
Hâl böyle olunca davanın reddine karar verilmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirme ile yazılı olduğu üzere karar verilmiş olması doğru değildir.

Asıl ve birleştirilen davanın davalılarının yerinde bulunan temyiz itirazlarının kabulü ile, hükmün (6100 sayılı Yasanın geçici 3.maddesi yollaması ile) 1086 sayılı HUMK’un 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 17.04.2019 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.