YARGITAY HUKUK GENEL KURULU

Tarih: 24.12.2014 Esas: 2014 / 22-624 Karar: 2014 / 1077

İş Hukukunda Cezai Şart Ancak İş Sözleşmesi veya Ekinde Kararlaştırılabilir; İşverenler Arasında İşyeri Devrine İlişkin Protokolde Belli Şartlarda İşçi Yararına Tazminat Öngören Hüküm Cezai Şart Olarak Kabul Edilemez.

Özet:

Dava, ücret alacağının tahsili talebine ilişkindir. Uyuşmazlık, davalı işverenler arasında imzalanan protokolde işçiler yararına öngörülen tazminatın, cezai şart olup olmadığı noktasında toplanmaktadır. İş Hukukunda cezai şarttan söz edebilmek için cezai şartın iş sözleşmesi veya ekinde kararlaştırılmış ve sadece işçi aleyhine yükümlülük içermemesi gerekmektedir. İşçinin taraf olmadığı işyeri devrine ilişkin protokolle yapılan düzenleme, iş sözleşmesi ile kararlaştırılmış bir cezai şart olarak kabul edilemez. İşverenler arasında işyeri devrine ilişkin protokolde belli şartlarda işçi yararına tazminat öngören hüküm, cezai şart olarak nitelendirilemez. Devir sözleşmesinin tarafları olan işverenlerin üçüncü kişi konumunda olan işçiler yararına kararlaştırdıkları ek bir tazminat niteliğinde olduğu kabul edilmelidir. 

Taraflar arasındaki “işçilik alacağı” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Gebze 2. İş Mahkemesi’nce davanın kabulüne dair verilen 15.12.2011 gün ve 2010/971 E.-2012/857 K. sayılı kararın incelenmesi davalılar vekilleri tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 22. Hukuk Dairesi’nin 15.05.2012 gün ve 2012/4506 E.-2012/9905 K. sayılı ilamı ile;

(…Davacı vekili, müvekkilinin A. Ç.’ye devredilen davalı işyerinde çalışırken iş sözleşmesinin 23/06/2010 tarihinde işverence tazminatları ödenmek suretiyle feshedildiğini, davalılar arasında yapılan protokole göre devirden itibaren bir yıl içinde iş sözleşmesi feshedilenlere kalan süreye ilişkin ücretlerinin ödeneceğinin kararlaştırıldığını, buna rağmen A. Ç.’nin kendisine ödeme yapmadığını, L.’nin taahhütnameyle işçilere A. Ç.’nin ödeme yapmaması halinde kendisinin yapacağını bildirdiğini, her ikisine de ihtarname gönderilmesine rağmen ödeme yapılmadığını, müvekkiline altı ay yedi günlük ücret ödenmesi gerektiğini ve alacaktan her iki davalının müştereken ve müteselsilen sorumlu olduklarını ileri sürerek fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla; 2.000,00 TL alacağın dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalılardan tahsilini talep etmiştir.

Davalı F. L. vekili, davacının iş sözleşmesinin feshedilmediğini, kendi isteğiyle işten ayrıldığını, işveren A. Ç. tarafından iyi niyetli davranılarak tazminatları ödendiği halde kötü niyetle dava açtığını, bu sebeple talep edilen ödemeye hak kazanmadığını savunarak davanın reddini istemiştir.

Davalı A. Ç. vekili, davacının devirden sonra kendileriyle çalışmak isteyen kişiler arasında olduğu için 01/02/2010 tarihli iş sözleşmesini imzaladıklarını ve çalışmaya devam ettiklerini, davacının 23/06/2010 tarihinde Tokat A.’da bir fabrikada genel müdür olarak iş bulduğu için işten ayrılmak istediğini ve istifa dilekçesi verdiğini, istifa ettiği halde emeği geçtiği için kıdem ve ihbar tazminatı ödemesi yapıldığını, ancak 23/06/2010 tarihli “işten ayrılış fişi”nde davacının kendi isteğiyle iş sözleşmesini feshettiğinin yazıldığını, davacının bu belgeyi ihtirazi kayıtsız olarak imzaladığını, 23/06/2010 tarihli ibranameyle işvereni ibra ettiğini, davacının istifa ederek ayrılmasına rağmen bir şekilde istifa dilekçesini yok ettiğini, bu sebeple sunamadıklarını ama çalışanlara gönderdiği e-mail mesajında da kendi isteğiyle ayrıldığını açıkladığını, dava konusu edilen ek ödemelerin işverence işten çıkarılma halinde yapıldığını, davacının bu alacağa hak kazanmadığını savunarak davanın reddini istemiştir.

Mahkemece, istek hüküm altına alınmıştır.

Hüküm davalılar vekillerince temyiz edilmiştir.

1-) Dosyadaki yazılara, toplanan delillerle kararın dayandığı kanuni gerektirici sebeplere göre, davalıların aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yerinde değildir.

2-) Davalılar arasında imzalanan 04/04/2009 tarihli protokolde işçiler yararına öngörülen tazminat, niteliği itibariyle cezai şart olduğundan Borçlar Kanunu’nun 161/son maddesi gereğince değerlendirmeye tabi tutularak sonucuna göre bir karar verilmeliyken yazılı şekilde hüküm tesisi hatalı olup bozmayı gerektirmiştir…)

gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

TEMYİZ EDENLER : Davalılar vekilleri

HUKUK GENEL KURULU KARARI

Hukuk Genel Kurulu’nca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:

Dava, ücret alacağının tahsili istemine ilişkindir.

Davacı vekili, müvekkilinin iş akdinin 23/06/2010 tarihinde A. Ç. tarafından tek taraflı olarak yasal hak edişleri ödenerek feshedildiğini, davacıya 25/12/2009 tarihinde tebliğ edilen taahhütname ile 22/01/2009 tarihli F. L. SAS ve L. A. Ç. A.Ş arasında imzalanan protokolde, belirtilen hak ve tazminatlardan faydalanabileceğinin taahhüt edildiğini ancak, A. Ç. A.Ş.’nin taahhüdünü yerine getirmediğini, ödenmesi gereken 6 ay 7 günlük maaşının ödenmediğini belirterek, 57.720,00 TL alacağın davalılardan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.

Davalı A. Ç. A.Ş vekili; davacının iş akdinin, müvekkili tarafından feshedilmediğini, davacının kendi isteğiyle ve yeni bir iş bulduğu için istifa ettiğini, müvekkilinin iyi niyetli davranarak ve davacının bütün haklarını alabilmesi için iş akdini feshetmiş gibi göstererek bütün yasal haklarını davacıya fazlasıyla ödediğini, 3 aylık ücreti tutarında da fazladan ödeme yapıldığını, belirterek, davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.

Davalı F. L. SAS vekili; davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.

Mahkemece; iş akdinin davalı işveren tarafından sona erdirildiği, davalıların aralarında düzenledikleri protokol gereğince, davacının 6 ay 7 günlük ücreti tutarında tazminat alacağı olduğu gerekçesiyle, davanın kabulüne karar verilmiştir.

Davalılar vekillerinin temyizi üzerine hüküm, Özel Dairece yukarıya metni aynen alınan gerekçe ile bozulmuştur. Yerel mahkeme, önceki gerekçelerle kararda direnmiştir.

Direnme kararını temyize davalılar vekilleri getirmiştir.

Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık, davalılar arasında imzalanan protokolde işçiler yararına öngörülen tazminatın, niteliği itibariyle cezai şart olup olmadığı noktasında toplanmaktadır.

Cezai şart, geçerli bir borcun yerine getirilmemesi veya eksik yerine getirilmesi ya da belli bir yerde, belli bir zamanda yerine getirilmemesi durumunda borçlunun ödemesi gereken, alacaklıya ispat yükü olmadan zararını alabilme imkanını sağlayan fer’i nitelikte götürü bir edim olarak tanımlanmıştır. (Uygur Turgut: Açıklamalı-İçtihatlı Borçlar Kanunu Sorumluluk ve Tazminat Hukuku, Ankara 2003. cilt 4, sh. 4257) Borçlunun borcunu hiç veya gereği gibi ifa etmemesi halinde alacaklıya bir edimde bulunmayı taahhüt etmesi olarak tanımlanmıştır (Kocaağa, Köksal: Türk Özel Hukukunda Cezai şart, Ankara 2003, sh. 33 ).

Cezai şart ile, bir yandan borçluyu ifaya zorlayarak asıl borcun ifasını teminat altına almak amaçlandığı gibi diğer yandan da borcun ifa edilmemesinden doğacak zararı önceden ve götürü olarak tespit etmek amaçlanmaktadır. Sözleşme serbestisi ilkesi uyarınca, sözleşmelere cezai şart konması mümkün olduğu gibi cezai şartın miktarını taraflar serbestçe belirleyebilirler. Bununla birlikte, tarafların sahip olduğu bu serbesti sınırsız olmayıp, hakkaniyet göz önünde bulundurularak cezai şartın hükümsüz kılınması veya cezai şart miktarının azaltılması mümkündür.

Cezai şart, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 178-182. (mülga 818 sayılı Borçlar Kanunun 158-161.) maddeleri arasında düzenlenmiş olup, iş kanunlarında konuya dair bir hükme yer verilmemiştir. İş Hukuku açısından Borçlar Kanunu’nun sözü edilen hükümleri uygulanmakla birlikte uygulamada, bazı yönlerden İş Hukukuna özgü çözümler üretilmiştir. İş Hukukunda geçerli olan “işçi yararına yorum” ilkesinin bir sonucu olarak sadece işçi aleyhine yükümlülük öngören cezai şart hükümleri geçersiz sayılmış ve bu yönde yerleşmiş içtihatlar öğretide de benimsenmiştir. Yine, Türk Borçlar Kanunu’nun 420. maddesinde “Hizmet sözleşmelerine sadece işçi aleyhine konulan ceza koşulu geçersizdir” şeklinde kurala yer verilmiştir.

Bu nedenle, İş Hukukunda cezai şarttan söz edebilmek için cezai şartın, iş sözleşmesi ile ya da sözleşme ekinde kararlaştırılmış ve sadece işçi aleyhine yükümlülük içermemesi gerekmektedir.

Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde, devredilen işyerinde çalışan işçilerin istihdamının sürekliliğini sağlamak amacıyla davalılar arasında yapılan protokolde yer alan, işyeri devir işlemi tamamlandıktan itibaren 12 ay içinde, iş sözleşmesi devam eden işçilerin sözleşmelerinin, işyerini devralan şirket tarafından feshedilmesi halinde, çalışılan ay sayısı onikiden çıkarılarak kalan ay ücretlerinin işçilere ödeneceği yönündeki işçinin tarafı olmadığı işyeri devir sözleşmesine ek protokolle yapılan düzenlemenin, iş sözleşmesi ile kararlaştırılmış bir cezai şart olarak kabulü mümkün değildir. Bu nedenle söz konusu düzenlemenin, devir sözleşmesinin tarafları olan davalıların üçüncü kişi olan işçiler yararına kararlaştırdıkları ek bir tazminat niteliğinde olduğu kabul edilmelidir.

Hukuk Genel Kurulundaki görüşmeler sırasında, somut olayda ek protokolle yapılan düzenlemenin cezai şart niteliğinde olduğu bu nedenle Borçlar Kanunu’nun 161/son maddesi uyarınca indirim yapılması gerektiği görüşü dile getirilmiş ise de çoğunluk tarafından bu görüş benimsenmemiştir.

Tarafların karşılıklı iddia ve savunmaları, dosyadaki tutanak ve kanıtlar, mahkeme kararında açıklanan gerektirici nedenler gözetildiğinde, yerel mahkemenin yazılı şekilde karar vermesinde bir isabetsizlik görülmediğinden, direnme kararı yerindedir.

S O N U Ç : Yukarıda açıklanan nedenlerle davalılar vekillerinin temyiz itirazlarının reddi ile direnme kararının ONANMASINA, aşağıda dökümü yazılı (2.957,14 TL) harcın temyiz edenlerden alınmasına, 24.12.2014 gününde yapılan ikinci görüşmede oyçokluğu ile karar verildi.